Her şey Güzel Olacak!

Seçim dönemiydi. Mahalle mahalle köy köy (Büyükşehir yasasıyla mahalle oldular) geziyorlar herkesin derdini not ediyorlardı. Muhtemelen tablo net değildi ki kalemşörler tavır alamıyorlardı. Birine beyaz derken ertesi gün kara diyecek kadar ahlaksız manşetlerinde sahipleriydiler. Köylü arsalarına sahip çıkılma sözleri verenleri en sert alkışlarla alkışlıyor, namaz vakti olmasına rağmen cami avlusundan vazgeçmiyorlardı. İşin tuhaf tarafı cenaze ve Cuma’dan başka gelmedikleri camiye hemen hemen her vakit gelmeye başlamışlardı. Hepsi Allah’a emanet diyor gidiyorlardı. Ekonomik bulanımlar üreticilerin akıl almaz çaresizliği şeker fabrikalarından tutunda zeytini ana dini olarak kabul etmiş bir toplum hakikate ne kadar sahip çıkabilirdi ki ? Çıkamadı da. Her zaman ki mevcut şartları korumaya karar verdiler. Aslında mevcut şartlar onların hiç bir değerini korumuyordu. Bir önceki dönem Meclis başkanı olan kişinin bir sonra ki dönem belediye başkanı adayı olarak “belediyenin şu kadar borcu var, belediye olarak elimizden gelen bir şey yok “ gibi köylüyü ikna edici cümlelerle göz göre göre kazandığı belediyeyi yine muhtemelen onun seçtiği Meclis başkanı bir sonraki döneme sırtlamak için yola çıkacak pozisyona getirme gayreti içinde olacaklar.

Ama biri vardı. Yürüyüşü zalime korku mazluma umut veriyordu. Seçim yardımı almamasına rağmen en güzel seçim çalışması yapmak içimin ekibiyle elinden geleni yapıyordu. Köylere mahallelere gelin önce tasarruftan başlayalım diyordu. Billboardlara mahkum edilmiş reklamlardan çok uzak hesap sormaya geliyoruz diyordu. Borçlardan işsizlikten üretim politikasında ki eşitsizlikten bahsediyordu. Topluma o kadar yabancı kelimelerdi ki, anlamakta zorluk çekiyorlardı. Çünkü onların çocukları devletin nimetlerinden en iyi şekilde faydalanıyordu. Devletin özelleştirilmeyeceğini bildiği için bütün ceninlerini oraya akıtıyorlardı.

Zamanla kahve köşelerinde bu adam iyi adam ama işte eh peh haykırışlarınıda duymuyor değilim.

Aklıma Muaviye ile Hz Ali savaşında ashabı kiramdan bir kısım namaz kılmak için Hz Ali’nin yanına gelir, ama savaş sırasında Muaviyeden yana saf tutarlardı. Ashabı Kiramdan bir grup bu tavrı anlamayarak sordular?

“ Neden namazı Ali’nin arkasında kılıp savaş sırasında Muaviyenin yanındasınız?” Diye sorduklarında verilen cevap halen daha günümüze de mükemmel bir örnek olmuştur.

Dünya Muaviyede ahiret Ali’dedir.

Seçim dönemi takınılan tavırda bu yöndeydi.

Adam’ın biri dediğim aday’ın seçimlere son günler kala bir kahvehanede ki o muazzam cümlesini halen daha unutamıyorum. Özet olarak diyordu ki;

“ Seçim eninde sonunda bitecek hakkınızın yenilmemesini istiyorsanız bizi seçin. Eğer desteklemezseniz biz gine gidip ekmeğimizi satar rızkımızın peşine koşarız. “

Bizde o adama diyoruz ki ekmeğinin hamurundan ve kalbinde ki damarlara kadar şahidiz ki sen bu şehrin kurtuluşuna vesile olacaksın…

Bu yayına ilk siz yorum yapın